Bir ebeveyn olarak en büyük arzunuzun, çocuğunuzun hayata karşı sağlam durabilmesi olduğunu biliyorum. Okulda parmak kaldıran, arkadaş ortamında kendini ifade edebilen, yeni bir zorlukla karşılaştığında “Ben bunu yapabilirim!” diyebilen bir çocuk yetiştirmek istiyorsunuz.
Unutmayalım; özgüven çocuklara doğuştan verilen bir hediye değil, öğrenilen, geliştirilen bir süreçtir. Tıpkı fiziksel kaslarımız gibi, özgüven de deneyimleyerek, küçük başarıların tadını alarak ve “başarma hissini” tekrar tekrar yaşayarak inşa edilir.
Peki, güçlendirmek için nelere dikkat edeceğiz?
Özgüvenli Çocuk Yetiştirmenin 5 Altın Kuralı
Bir ergoterapist olarak, çocukların beceri gelişimi ile özgüvenleri arasındaki doğrudan ilişkiyi sıklıkla gözlemliyorum. İşte bu bağı güçlendirecek, önereceğim temel stratejiler:
1. Küçük Sorumluluklar Verin: Bağımsızlık İlk Adımdır
Özgüvenin temeli “Ben yapabiliyorum” inancıdır. Çocuğunuza yaşına uygun, küçük sorumluluklar vermek bu inancı besler.
-
- Kendi ayakkabısını bağlaması, düğmelerini iliklemesi veya sofraya ekmek sepetini taşıması basit görünebilir. Ancak bu Günlük Yaşam Aktivitelerindeki (GYA) bağımsızlık, çocuğa “Benim katkım değerli ve ben yapabiliyorum” mesajını verir.
Ailelerin burada düştüğü bir hata, çocuğun yaşından veya becerisinden büyük sorumluluklar yüklemek olabiliyor. Verdiğimiz sorumluluk, çocuğun becerisinin ne çok altında ne de çok üstünde olmalıdır.
-
- Çocuğunuzdan sofrayı taşımasını istiyorsanız, önce tepsiyi taşıyacak kas gücüne ve o tepsiyi dökmeden götürecek motor planlama becerisine (hareketi zihninde kurgulayıp sıraya koyma yeteneği) sahip olduğundan emin olun. Kapasite kontrolü yapın, zorluk ayarını dengeleyin.
-
- Eğer yapabileceğinden çok daha zor bir görev verirseniz (örneğin; ince motor becerisi gelişmemiş bir çocuğa zor bir düğme ilikletmek), çocuk “Ben yapamam ki” hissine kapılır.
-
- Görev, çocuğu birazcık zorlamalı (gelişim böyle olur) ama günün sonunda başarılabilir olmalıdır. Tam kıvamında zorluk, geliştirir.
2. Sonucu Değil, Çabayı Övün: Gelişim Zihniyeti Yaratın
Çocuğunuz bir resim yaptığında “Harika olmuş!” demek kolaydır. Ancak bu, onu sadece mükemmel sonuca odaklar.
-
- Bunun Yerine: “Bu resmi yapmak için ne kadar çok uğraştın, renkleri seçerken ne kadar dikkatliydin” diyerek süreci ve emeği vurgulayın. Bu yaklaşım, çocuğun zorluklar karşısında pes etmemesini ve çaba göstermenin değerli olduğunu öğrenmesini sağlar.
Çocuklar, özellikle 3 yaş civarında bireyselleşme arzusuyla “büyüdüklerini” kanıtlamak isterler. Ancak onlara “Sen artık abisin/ablasın, büyüdün” demek çoğu zaman havada kalan soyut bir cümledir. Çocuk, büyüdüğünü sizin sözlerinizden değil, onu ne kadar ciddiye aldığınızdan anlar.
Göz teması kurarak, “Gerçekten mi? Peki sonra ne oldu? Bunu nasıl düşündün?” gibi devam soruları sormak, ona şu mesajı verir: “Benim fikirlerim değerli, annem/babam beni bir birey olarak ciddiye alıyor.”
3. Seçim Yapma Hakkı Tanıyın: Kontrol Duygusu Verin
Kendi hayatı üzerinde kontrol sahibi olduğunu hisseden çocuk, kendine daha çok güvenir. Ona sınırlı seçenekler sunarak karar verme becerisini geliştirin.
-
- “Hangi kazağı giymek istersin?” yerine, “Bugün mavi kazağı mı yoksa kırmızı kazağı mı giymek istersin?” diye sorun. Bu küçük seçimler, onun bireyselliğini onaylar.
Ancak burada ailelerin sıkça düştüğü bir tuzağa dikkat çekmek isterim: Demokrasi ile otorite boşluğunu karıştırmamak. Çocuğunuza seçim hakkı tanırken, bu seçimin onun gelişim seviyesine uygun ve “hayati olmayan” konularda olması gerekir.
-
- Sınırı Nasıl Çizmelisiniz? Sağlık, güvenlik, eğitim ve temel rutinler (uyku saati, okula gitmek, emniyet kemeri takmak gibi) tartışmaya açık konular değildir. Bu konularda ebeveynin net duruşu, çocuğa “sınırları belli güvenli bir alanda olduğu” hissini verir.
-
- Uygulama Örneği:
-
Yanlış (Hayati Karar): “Bu akşam sebze yemeğini yemek ister misin?” (Bu soru çocuğa reddetme şansı verir ve otoriteyi sarsar).
-
Doğru (Sınırlı Seçenek): “Sebze yemeğinin yanına yoğurt mu istersin yoksa ayran mı?”
-
- Uygulama Örneği:
Ebeveyn çerçevenin sınırlarını belirler, çocuk ise çerçevenin içini boyar. Bu denge, hem çocuğun özgüvenini besler hem de ebeveynin liderliğini korur.
4. Hata Yapmasına Alan Açın ve “Kurtarıcı” Olmayın
Mükemmeliyetçilik, özgüvenin en büyük düşmanıdır. Çocuğunuzun hata yapmaktan korkmaması için, hataların öğrenmenin doğal bir parçası olduğunu ona modelleyerek gösterin.
Zorlandığı yerlerde hemen “kolaylaştırıcı” olmayın. Belki de ebeveynlerin en zorlandığı madde budur: Çocuğunuz bir şeyi yapamayıp zorlandığında hemen devreye girmemek.
-
- Çocuğunuz yürümeyi öğrenirken yüzlerce kez düştü, değil mi? Ya da ilk anlamlı kelimesini söylemeden önce binlerce anlamsız ses çıkardı. Siz o zamanlar “Yürüyemiyorsun, dur ben seni kucağımda taşıyayım” demediniz; düşmesine müsaade ettiniz ve kalkmasını beklediniz. Gelişimi Hatırlayın.
-
- Şimdi oyun oynarken, yapboz yaparken veya yeni bir beceri öğrenirken de ona aynı “hata yapma fırsatını” tanıyın. Zorlandığı anlarda hemen işini kolaylaştırırsanız, sorunu çözmüş olursunuz ama çocuğun “problem çözme becerisini” elinden almış olursunuz. Bırakın denesin, yanılsın ve kendi yolunu bulsun. Fırsat tanıyın.
5. Görünmeyen Engeli Bulun: Problemi Küçük Parçalara Bölün
Çocuğunuz bir şeyi yapmaktan geri durduğunda veya “İstemiyorum” dediğinde, orada çözemediği bir boşluk vardır. Bu boşluk; görevi anlamama, bedenini kontrol edememe, güvensiz hissetme veya duyusal bir hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.
-
- Eğer o “boşluğun” ne olduğunu fark edebilirseniz, çözüm basittir: Problemi küçük parçalara bölmek.
-
- Örnekle Bakalım: Çocuğunuz parka gittiğinde kaydıraktan kaymak istemiyor. Siz “Korkuyor” veya “İnat ediyor” diye düşünebilirsiniz. Ancak bir adım geri çekilip baktığınızda asıl sorunun kaymak değil, merdivenleri çıkmak olduğunu görebilirsiniz. Belki basamak aralıkları bacak boyuna göre çok geniştir (motor beceri), belki de merdivende bekleyen diğer çocuk onu ürkütüyordur (sosyal/duyusal kaygı).
-
- Sorunu parçalara ayırdığınızda (önce merdiveni boşken çıkmayı denemek gibi), o büyük korkunun aslında yönetilebilir küçük bir detay olduğunu görecek ve çocuğunuzun o engeli aşmasına rehberlik edebileceksiniz.
Ergoterapi Bakış Açısı: Hareket ve Özgüven İlişkisi
Fiziksel becerilerdeki gelişim, çocuğun özgüvenini doğrudan ve güçlü bir şekilde etkiler. Bedenine güvenen çocuk, kendisine de güvenir.
Bir çocuğun parkta tırmanma merdivenini tek başına çıkmayı başarması veya bisiklet sürmeyi öğrenmesi, beynine anında “Ben güçlüyüm, ben yeterliyim ve başarabilirim!” mesajını gönderir.
Tam tersi durumda, duyusal bütünleme süreçlerinde hassasiyet yaşayan veya motor planlama becerileri zayıf olan çocuklar, akranlarına göre daha sık “sakarlık” yapabilirler. Bu durum, onların fiziksel aktivitelere katılımdan kaçınmasına ve zamanla “Ben yapamam” inancını geliştirmelerine neden olabilir.
Ne Zaman Bir Uzman Desteği Alınmalı?
Eğer çocuğunuzda aşağıdaki davranışları sıkça gözlemliyorsanız, bu durum sadece bir “karakter özelliği” olmayabilir. Özgüven eksikliğinin altında yatan duyusal veya motor beceri temelli nedenleri anlamak için bir ergoterapistten değerlendirme almanın vakti gelmiş olabilir:
-
- Çocuğunuz yeni bir aktiviteye başlarken sürekli “Yapamam, başaramam” diyorsa,
-
- Yeni ortamlara girmekten veya yeni deneyimlerden aşırı kaygı duyup kaçınıyorsa,
-
- Parkta, okulda veya sosyal ortamlarda akranlarıyla iletişim kurmakta ve fiziksel oyunlara katılmakta zorlanıyorsa.
