Gelişim, büyümenin ötesinde bir yolculuktur.

Sensorimotor Sistem

  • Sensorimotor sistem, “duyusal (sensory)” ve “hareket (motor)” sistemlerinin birlikte çalışmasını anlatır. Duyusal bilginin motor hareketle birleşmesi diyebiliriz. Aslında çok karmaşık değil. Olay şu: Hissetmek ve hareket etmek.

Çevreyi ve kendi bedenimizi algılamamızı sağlayan doğal bir sensör ağına sahibiz. Genellikle 5 duyumuzu bilsek de, aslında 8 temel sistemimiz vardır: 

  1. Görme
  2. İşitme
  3. Dokunma
  4. Tat
  5. Koku
  6. Vestibüler (Denge ve hareket)
  7. Propriosepsiyon (Kas-eklem farkındalığı/vücut pozisyonu)
  8. İnteroception (Açlık, susuzluk, tuvalet ihtiyacı gibi içsel duyular)

İşte bu devasa bilgi akışının, uygun bir harekete dönüşmesi sürecine sensorimotor sistem diyoruz.

 

Beyin bu veriyi değerlendirir, yorumlar (duyusal işlemleme) ve uygun hareketi planlar. Duyusal sistemler “girdi”yi sağlar, beyin çıktıyı yani hareketi oluşturur

Duyusal işlemleme, beynin farklı bölgelerinde gerçekleşen nörolojik bir süreçtirAncak bazen beyindeki bu işlemleme sürecinde “trafik karışabilir.” Duyusal işlemleme zorluğu yaşayan bir çocuk, beynin gelen duyusal bilgiyi etkili şekilde organize edememesi nedeniyle çevresine ve kendi vücuduna uygun yanıt veremeyebilir. Bu durumu genellikle üç farklı tabloda görürüz:

  • Aşırı duyarlılık (hipersensitivite): “Her Şey Çok Fazla”

Çocuğun belirli duyusal uyaranlara olduğundan daha yoğun tepki vermesidir. Yani beyin, gelen uyaranı fazla güçlü algılar ve bu da günlük yaşamda rahatsızlık, kaçınma ya da davranış sorunları olarak görülebilir. Yüksek seslerden, parlak ışıklardan, sert dokulardan veya ani dokunuşlardan rahatsızlık duyar. Bu çocukların beyni, duyusal uyaranları olduğundan çok daha güçlü algılar. Sanki dünyanın sesini sonuna kadar açmışsınız gibidir.

Çocuğun beyni her şeyi “tehlike” sanıyor. Saçına toka taktığınızda ağlar, etiketi kestiğinizde yine kaşınır, elektrik süpürgesi çalışınca kulaklarını kapatıp kaçar. Bizim için normal olan sesler, ona davul gibi geliyor. Haliyle çocuk ne yapsın? Kaçıyor, huysuzlanıyor, “yapmıcam” diye inatlaşıyor.

  • Az duyarlılık (hiposensitivite): “Fark Etmeyenler”

Çocuğun duyusal uyaranlara olduğundan daha az tepki vermesi, yani beyin tarafından uyaranın yeterince güçlü algılanmamasıdır. Bazı duyusal uyaranları fark etmeyebilir; dokunma, sıcaklık veya ağrı gibi uyarıları yeterince hissetmeyebilir. Kendini koruyamayabilir, elleri kirlendiğinde rahatsız olmaması, diş fırçalamayı önemsememesi, kıyafetin ters giyildiğini fark etmemesi gibi gözlemleyebiliriz.Burada durum tam tersidir; beyin gelen sinyali yeterince güçlü alamaz. Uyarılmak için çok daha fazlasına ihtiyaç duyar.

Düştü dizi kanadı? “Acımadı ki” der devam eder. Üstüne yemek dökülmüş, yüzü gözü kirlenmiş umurunda değil. Hatta bazen seslenirsiniz duymaz. Bu çocuklar vurdumduymaz değil aslında, beyinlerine o sinyal zayıf gidiyor. “Hey bak ıslandın” mesajı beyne ulaşana kadar çocuk çoktan oyuna dalmış oluyor.

  • Duyusal arayış: “Doymayanlar”

Çocuğun ihtiyacı olan duyusal girdi miktarını karşılamak için aktif olarak daha fazla uyaran peşinde koşmasıdır. Yani beyin, gelen uyaranı yeterince güçlü işlemeyince çocuk kendi kendine daha yoğun deneyimler yaratmaya çalışır. (ör. sürekli hareket etme, yüksek ses çıkarma, dokunma).Beyin gelen duyusal bilgiyi yeterli bulmaz ve çocuk kendi “yakıtını” kendi üretmeye çalışır.

Hani “yerinde duramıyor” dediklerimiz. Sürekli bir yerlere tırmanıyor, koltuk tepelerinde geziyor, arkadaşını iterken gücünü ayarlayamıyor. Niye? Çünkü vücudu aç! Duyusal uyaran eksikliği çekiyor. Beyin “bana daha çok his ver, bana çarpmayı hissettir, zıplamayı hissettir” diyor ve çocuk da gerekeni yapıyor. O yaramazlık sandığımız şey aslında çocuğun kendini doyurma çabası oluveriyor.

Bu işlemleme sorunları sadece “duyu” ile sınırlı kalmaz; çocuğun motor becerilerini ve davranışlarını da etkiler. Sakarlıklar, denge kayıpları, ince motor becerilerde zorlanma (yazı yazma, düğme ilikleme) veya ani öfke patlamaları sıkça görülür.

Çocuğunuzda gördüğünüz o “uyumsuz” davranışların altında, aslında vücudunu ve dünyayı algılamakta yaşadığı bu zorluklar yatıyor olabilir.

 

Grandfather and grandchild enjoying a fun soccer game on a sunny day in a picturesque park.